nil karaibrahimgil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nil karaibrahimgil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12/21/2010

Vogue İtalya ve Nil Karaibrahimgil


Nil Karaibrahimgil Vogue İtalia da yer aldı. Fotoğraf Aslı Türker e ait.Yazı ve haberin devamı burada. Ben sadece fotoğrafı göstermek istedim :)



8/24/2010

Solange Knowles Blog




Müziği ve yaşam tarzı ablasından (Beyonce) çok farklı. Alternatif müzik düşkünü. Şirin mi şirin bir anne aynı zamanda.Farklı oluşunu blog undan da çok net anlıyoruz. Her fotoğrafı benim için hikaye niteliğinde. Özellikle şu sıralar hepimiz o ne yapmış bu ne yapmışları çok merak ettiğimizden, gayet eğlenceli gezmesi.

Blog u gezerken Nil in bir yazısı geldi aklıma cümle şöle idi: "...Us dergisinin, ‘Stars, they are just like us!’ (Ünlüler de tıpkı bizim gibi!) sloganı, bugün değişti: ‘Us, We’re just like stars!’ (Bizler de tıpkı ünlüler gibiyiz!) oldu...". Bunu twitter dan da gayet iyi anlıyoruz gerçi :)

Ve tabi ki blog adresi de şu--> http://mydamnblog.com/iblog


5/19/2010

Charlotte Kuralı


Arkadaşım Ezgi bir yazı yollamış , bende beğenerek size yolluyorum...





Charlotte, Paris'te yaşayan çok güzel bir kızdır. O kadar güzeldir ki,
sarı saçları şelaleler gibi omuzlarından kollarına dökülür.
Boyu upuzun, bacakları upuzundur. Bir reklam ajansında, müşteri
temsilcisi olarak çalışır. İyi para kazanır. Ailesi çok varlıklıdır
hatta. Geçen yaz, Güney Fransa'daki malikánelerini, Brad Pitt-Angelina
Jolie çiftine kiralamışlardı. Hatta, "Geldiğimizde evde,
hizmetlilerden başka kimse olmasın" diye tembihlemelerine rağmen,
Charlotte gidişini muzipçe geciktirmiş ve bu meşhur çiftle tanışmıştı.
Bense Charlotte'u geçen hafta Paris'te tanıdım. Şu ana kadar, fütursuz
bir roman girişi gibi gelişen bu bilgileri almanız, kuralı
sorgulamamanı z açısından önemli.
Paris'te, bir arkadaşım beni Charlotte'un evine davet etti.
Bilirsiniz, insanlar birbirlerinin hayatını merak eder, fark etmeden
ve ettirmeden incelerler. Hatta benim en sevdiğim şeylerden biri,
sokakta, perdeleri sonuna kadar açık evlere ve orada yaşananlara şahit
olmaktır. İnsanın içi, insanlığa ısınır. Dersin ki, "Oh.... Üç aşağı
beş yukarı aynı şeyler işte!" Ben de, böyle gözlerle incelemeye
başladım biraz önce tanıdığım bu güzel Fransız kızın hayatını.
Herkesin evinden yola çıkıp, kendisine varmak mümkün.
Fakat bu evde bir tuhaflık vardı. Her şeyden çok az vardı bu evde..
Gerektiği kadar. Mesela, bir şampuan bir sabun. Küvetin kenarında öyle
yalnız başlarına... (Birbirleriyle uzun zamandır konuşmadıklarına
eminim.) Minnacık bir dolap. İçinde birkaç elbise kazak. Altı yedi
ayakkabı. İki dvd. Beş cd. Ipod. Dört bardak, birkaç tabak. Birkaç
mum. En fazla on tane kitap. Hiç ruj yok! Çantasındaymış. Zaten
lipstick o da... Hayatta bazen, birleştirdiğin kalıpların tamamen dışı
bileşimler olur da, şaşakalırsın ya. Başa dönersin ya. Bir yerde bir
hesaba, olmazsa olmaz diye eklediğin bir kalem birdenbire, tek bir
örnekle, kendini siler ya. Öyle oldu bana. Gözlerindeki silik eyeliner
dışında, süsü de yok bu kızın. Peki bu kız nasıl böyle kız oldu? Nasıl
böyle sade kaldı? Kadın oldu? Dışarıda bu kadar az şeyle, içi çok
oldu? Anlayamadım. Çözemedim. Ona zaten banyosunu gördükten sonra,
"miss simplicity" adını takmıştım hemen. Bayan Sadelik.. Beni şaşırtan
şey, aynı zamanda modellik yapacak kadar güzel ve havalı, aynı zamanda
varlıklı bir kızın bu hayat seçimi. Olağanüstü... Kendi hayatım, arı
kovanı gibi başımda vızıldamaya başladı. Paris sokaklarında beni takip
edip durdu bu arılar. Tek çöp bir şey alamadım. Hep sordum: buna
gerçekten ihtiyacım var mı? Buna benzer, aynı işi gören bir şeyim var
mı?... Koca koca alışveriş merkezleri, bizi kandırmak için
birbirleriyle iddiaya girmiş ahtapotlar gibi gelmeye başladı. Kaçtım,
kaçtım, saklandım. Sahip olduklarımın, yarısından fazlasına ihtiyacım
yoktu. Hayatı ağırlaştıran şey, seçim çokluğu. Az şey kadar güzeli
yok. Gereği yok. Sonumuz belli. Banyoda bütün ürünler, dopdolu
şişelerle birbirlerini köpürtürken, hiç giymediğimiz kazaklar
lüzumsuzca dizilmiş t-shirt'lere dolapta el şakası yaparken, hiç
açılmamış kitaplar kendi kendilerine konuşurken... Biz orada
olmayacağız. Üstelik onlar da, boşu boşuna bizden başka kimsenin
olmamış olacak.

Anladınız değil mi Charlotte kuralını.

Nil Karaibrahimgil




3/14/2010

Nil'i dinlerken hatırladım


Evet dün konserdeydik ve çok eğlendik.Daha doğrusu Nil şirinliği karşısında mest oldum (gerçek hayatta bilmem ama konserde yeninesiydi :) )

Ve tek taş dı , sana kek yaptım dı derken upss sıra geldi "Çocukta yaparım kariyerde" ye .Şarkının içinde işte tam beni vuran şu cümle geçio "...Gördün mü 25 oldum..." .Hih dedim evet lan "25" oldum bu sene 25 li senem bir daha kaç kere 25 olurum ki ? Büyük ihtimal bir kaç kere 30 olurum da :)) 25 olamam herhalde.O yüzden bu seneyi "Yaş 25" senesi ilan ediyorum ve yapabildiğim her şey i (en dibe batmak ve en üste çıkmak gibi ) bu sene fazlasıyla yapıcam diyorum. (nie 24 veya 26 diil demeyin 25 iyidir benim için).

Atlamak ,zıplamak ,çalışmak ,yorulmak ve çooooooooook eğlenmek istiyorum!!!

İyi ki doğdum
Gördün mü yirmi beş oldum
Özgürüm kanatlandım
Durmadım ayaklandım
Koşup ilerliyorum

İyi ki doğdum
Ne güzel bir kadın oldum
Erkekler hep peşimde
Ama aklım işimde
Sınırı zorluyorum

Dinleyelim o zaman!!--> http://fizy.com/s/1ajf20



Doğum günüm 10 kasım daha var yani :)

Related Posts with Thumbnails